.
.
Cumhuriyet Başsavcıları savcılarına sahip çıkmalı
.
Günümüzde Türk Polisinin, adli bir olayla ilgili yürüttüğü
kovuşturma, izleme, araştırma ve il emniyet müdürüne,
il emniyet müdürünün de üst makamlara yani, valiye
ve içişleri bakanına bilgi vermesi tartışılıyor.
Adli görev yürüten Türk polisi, il emniyet müdürüne
bilgi veremez. Verirse, üzerinde çalıştığı soruşturmanın
gizliliğini ihlal etmiş olur.
Bu alenen suçtur.
Cumhuriyet Savcısının, yaptığı soruşturmayla ilgili
bilgi vereceği tek makam Cumhuriyet Başsavcısı’dır.
Emniyet teşkilatındaki şube müdürleri,
üzerinde çalıştıkları operasyonla ilgili il emniyet müdürüne
bilgi vermekle yükümlü değildir.
Ancak, idari bazı işlemlerin yerine getirilmesi için
emniyet müdürüne operasyon öncesi,
operasyonun içeriği değil sadece
operasyonun yapılacağı haberi verilir.
Gelin görün ki, İstanbul Emniyetinde şube müdürleri,
il emniyet müdürüne haber vermedikleri iddiasıyla
valilik tarafından içişleri bakanlığı emriyle görevlerinden alındı.
Böyle bir şey olabilir mi?
Görevden almaların anlamı da;
“bundan sonra bize haber vermezsen seni görevden alırız”
mesajıdır. Bu anlayış, Türk polisini suç işlemeye teşvik etmektir,
suç işlemeye sevk etmektir.
Artık bundan sonraki soruşturmalarda
Türk polisinin siyasilere haber vermesi isteniyor.
Hukuk ve adalet artık siyasilerin çıkarları doğrultusunda
katledilmiştir. Türk polisini Cumhuriyet savcısının emrinde iken
siyasilere ya da onların uzantısı olan vali ve bakanlıklara
haber vermeye zorluyorsanız, artık bu durumda
Türk yargısının da bağımsızlığı tartışılır.
Yakın tarihimize bir göz atın.
İlk kez olmuyor böyle şeyler.
Cumhuriyet Başsavcıları soruşturmaya ve emrindeki
Cumhuriyet Savcılarına sahip çıkmalıdır.
Cumhuriyet Başsavcıları direnmelidir.
Cumhuriyet Savcısının soruşturmalardan el çektirilmesi,
diğer Cumhuriyet Savcılarına da baskıdır.
Hem Cumhuriyet savcısı oldun artık deyip yetki vereceksin,
işine gelmeyince olur olmaz şikayetlerle
Cumhuriyet Savcıları hakkında soruşturma açacaksın.
Bu tip olaylar Cumhuriyet savcılarını yıldırır, hatta gerçekte
siyasilerin diğer Cumhuriyet savcılarına da bir gözdağıdır.
Bir hafta içerinde yaşadığımız bu olayda,
kaybeden Türk HUKUKU olmuştur.
3 yıldır Avrupa Birliği İlerleme Raporunda
Deniz Feneri e.V. soruşturması savcılarının
görevden alınması eleştiriliyor.
Türkiye Cumhuriyeti Devletini
niçin bu durumlara düşürüyorsunuz ey siyasetçiler?
Keşke hukukun ileride size de gerekli olacağının bilinciyle
bu şekilde zorlamasaydınız.
Levh-i Mahfuz’dan bir alıntı,
umarız ÖĞÜT alırsınız.
“GÜCE TAPINAN İNSAN, kendi güçlü Tanrısını yaratmıştır.
Tapmak ve Tapınmak…
Bunların varlığı için Tanrıya gerek yoktur.
İnsan hayatta en çok değer verdiği DEĞER ne ise,
o değerin en yüksek miktarda bulunduğu ADRESE tapar.
Kişinin Tanrıda SEVGİYİ bulabilmesi için,
hayatın içinde SEVGİYİ arıyor olması şarttır.
Levh-i Mahfuz, GÜCE değil SEVGİYE ibadet edenler içindir.
GÜCE tapınanların Tanrısı KORKU Tanrısıdır.
HAKİKATİN SEVGİ kelimeleriyle ilişiği baştan kesilmiştir.”
.
“Allah” sözcüğünü ağızlarından düşürmeyenler
genelde sadece O’nun GÜCÜNE hayrandırlar.
Farkında olun istedik.
Levh-i Mahfuz ile buluşun, yaşamınızın keyfini sürün.
.
.
.